Büyük ve meşhur
Azerbaycan aşiretlerinden
biride küresünnilerdir. Küresünniler hakkında çok ve
çeşitli görüşler bulunmaktadır. Ama genelde görüşler
tarihsel kaynaklara dayanmamaktadır. Sadece tahmin ve
bazı dillerdeki kelime benzerliğinden kaynaklanan
görüşler yer almaktadır. Ama ben bu konu üzerinde
araştırma yaptım ki, tarihi kaynaklardan ve tarihçilerin
görüşlerinden yararlanarak küresünnilerin nereden
geldikleri hakkında en doğru ve inandırıcı kaynaklara
dayanan bilgileri öne sürerek bir neticeye varayım.
Küresünniler
Azerbaycanın, İrandaki Urmiye gölünün
batısından,Türkiyenin Van gölüne kadar uzanan bölümünde
yaşamaktadırlar ki;sadece İran kısmında yaşayanların
sayısı yüz binden fazladır. Urmiye,Salmas ve Hoy
kentlerinde ve civarlarında yaşamaktadırlar. Onlara ait
olan köylerin isimleri şöyledir:
Urmiye Küresünni Köyleri
Gulunci(Quluncu), Gecin, Velinde, Heneye(Xeneye), Balov, Mirava, Neybin, Balaniş, Dol
Dize, Kehriz ve Kultepe.
Hoy Küresünni Köyleri:
Estiran, Yestikan, Babekan, Dize, Geretepe, Kotur(Qotur), Mehin(Mexin), Raviyan, Zeri, Kukut, Almali, Zeyve, Hindivan
ve Körpiran
Salmas Küresünni Köyleri
Şekeryazi, İstisu, Kaniyan, Verdan, Ala
Sürme, Şireki, Silav, Höder, Hakveran(Haqveran), Çiçek
ve Mafkendi
Rikava, Seremerih, Şeydan, Gulan
Yengice, Ağziyaret ve Şorik
Van Küresünni Köyleri
:İskele, Alaköy, Sihke,....
Başkale ,Muş ve Ahlat
Küresünni Köyleri gelecekte listeye eklenecek......
Küresünniler hakkında
çok görüşler vardır. Onlardan biri Türkiye askeriyesi
tarafından küçük araştırma olarak bir kitapta
belirtilmiştir. Bu araştırmada onlardan uyrukları belli
olmayan bir toplum ve Horasanlı olarak söz edilmiş ve
Salmas küresünniler aşiretinin önderinin adının Hasan
olması ve onunda kör olmasından dolayı Körhasanlı
adını aldıkları ve sonra küresünni olarak isminin
değiştiğinden aynı kitapta söz edilmiştir.
Bir diğer
görüşse sorani kürt kelimesine benzerliğinden yola
çıkmıştır; sorani kürtcesinde kure Oğul ve ya
Oğlananlamına gelmektedir ve onlarında diğer İran
Azerileri gibi Şii mezhebinden olmayıp da, Sünni
oldukları için Sünni Oğulları anlamına gelen bu ismi
vermişlerdir.
Diğer bakışsa
onların Şah İsmail Safavi zamanında Sünnilikten Şiiliğe
dönmeleri için kör edilmiş olmaları ve o zamandan beri
küre Sünni yani Kör Sünniler olarak
adlandırıldıklarından yanadır. Bu konuda araştırmamız
devam edecek çünkü; Aleksandero Bavzan isimli bir
İtalyan yazar İranlılar adlı kitabında şöyle yazıyor;
Şah İsmail Safavi 1501 yılında Tebrizi aldıktan sonra
Tebrizin Sünni halkına meydanlarda Hz.Ebubekir, Hz.Ömer
ve Hz.Osmana küfür etmelerini ve onları lanetlemelerini
emretti ve her kim karşı çıkarsa kafasını bedeninden
ayırmalarını söyledi. Bu dönemde belki de küresünniler
kendi Şafii mezheplerinden dönmeleri için kör edilmişler
ve buna göre de Fars dilinde Kure sonni yani kör
Sünniler olarak adlanmışlar ama şimdilik hiç bir
kaynaktan bu konuda bilgi bulmuş değiliz. Ancak
biliyoruz ki kör etmek Safavi döneminde sık sık
yaşanmış bir olaydır ve İranlılar kitabında Şah
Abbasın kendi kardeşlerini kör etmesinden söz
edilmiştir.
Tarihçilerin
küresünniler hakkında aynı fikirde oldukları bir konu
üzerinde durmak istiyorum.Küresünniler Çepni
Oğuzlarındandırlar ki,ilk Türk boylarından olarak çok
çok eskiden Çinin batısından yola çıkarak Kafkaslardan
gelmişler ve Hazar denizinin güneyinden
(İrandan),Güney
Azerbaycandan Türkiyeye geçerek anadoludan karadeniz
civarına gitmişlerdir. Çünkü tarihde bu bilgileri
bulmaktayız;

vantarim sitesinden
1043
yıllarında Ebulheyce Hezbani yönetimindeki ve Urmiye'de
bulunan Türkmenlerin Van Gölü akınları yaparak Bizans
generali Hacik'in kuvvetlerini mağlup ettiğini ve
Hacik'in de bu çalışmalar sırasında öldüğünü görmekteyiz.
1045 yılında Tuğrul Bey'in emirleri doğrultusunda Mardin
ve Diyarbakır bölgesindeki Türkmen beylerinden Oğuz oğlu
Mansur, Göktaş, Anası oğlu, Boğu gibi beyler Van Gölü
bölgesindeki Bizans kuvvetlerini yenilgiye
uğratmışlardır. Sultan Tuğrul 1045 yılında bizzat komuta
ettiği ordusuyla Muradiye (Bergiri) ve Erciş'i
fethetmiştir. Tuğrul Bey burayı almaya muvaffak
olamamıştır. 1064 yılında Sultan Alpaslan'ın oğlu
Melikşah tarafından Van'ın etrafındaki bir çok kale ve
şehir fethedilmiştir. Sultan Alpaslan fethedilen
bölgenin yönetimini sefere katılan yasal emirlere
bırakmıştır. Van Gölü Bölgesi Nahçıvan Emiri Sakaroğlu
Ebu Duef yönetimine geçmiştir. 1071 Malazgirt
Zaferi'nden sonra ise Türklerin Anadolu'daki ve
bölgedeki egemenlikleri tam olarak sağlanmıştır.
Buradanda
anlaşılacağı üzere Çepni Türkleri İranda yerleşmişler,
oradan Van tarafına yürümüşler, oradan da karadeniz
civarına gitmişler ve çeşitli yerlerde yerleşmişlerdir.
Ayrıca Çepni boylarının Giresunda da yaşadıkları tarih
bilgileri içinde yer almaktadır. Bu konuda Tohid
Melikzade Dilmegani farsca yazılarında şöyle yazıyor;
Küresünliler Safavi döneminden önce karadeniz civarında
yaşıyorlardı ve Çepni Oğuzlarıından bir bölüklerdi.
Sufilik düşüncelerine meyilli olduklarından dolayı
Osmanlının şeriat hükümetiyle zaman zaman ihtilaflar
yaşamışlardır.
Bir başka konuya budur ki farsca
yazilan"Yehudiyan-e-Mahfi ve Tarikate Baktaşi"isimli
kitapda okuyoruz
ki 17 ve 18 yuzyillarinda Bektaşi tarikati ilerledi,bu
nedenden dolayi ikinci Sultan Mahmut onların başlarını
öldurdi ve bazı aşiretlerinide sürgün etdi.Cevdet paşa
tarihinde bazi tayfalar yanlişlikla Bektaşi firkasından
sanilmişlar ve bu firkadan olmadıkları halde sürgün
edilmişler.Cevdet Paşa kendı kitabında onlardan bir
liste açiklamış.Acaba bu yanlişlıkla sürgün edilenler
kimlerdir?Acaba Küresünnilerle bir ilgisi varmı?Bu
konuda araştırma devam etmektedır.
Nedeni
tam belli olmayan sebebden dolayı Giresünı
yavaş yavaş terk etmeye başlamışlar.1279 yıllarında
toplu halde Sinopta bulunmuşlar ve zaman zaman Trabzon
hükümdarıyla savaşmışlardır. Bozok sitesinde Tohid
Melikzade Dilmegani ve Dr. Yaşar Kalafat şöyle
yazıyorlar: Giresunlu
veya Küresünni Türkmen-Oğuz toplumu Azerbaycan'ın Hoy,
Salmaz ve Urmiye bölgelerinde, Urmiye Gölü'nün batı
kısmında yaşamaktadırlar. Güney Azerbaycan'da bu
toplumun,Karadeniz'in Giresun bölgesinden geldikleri
kanâati hâkimdir. Çepni Türkmenlerindendirler.
Mezhepleri Caferî veya Hanefî değil, Şâfiî'dir.
Lehçeleri Karadeniz ve Tebriz Türkçesi arasında bir
karakter arz eder. Şâfiîlik Türkmen Türkleri arasında
pek görülmez. Doğu Anadolu'da bir kısım kırmanç ve
zazalar arasında görülür. Kuzey Mezopotamya'da Erbil ve
Kerkük yöresinin bir kısım Türkmenleri arasında Şâfiî
inançlı aşiretler vardır. Bu durum Sünnî inançlı olan
Osmanlı ve Şîi inançlı olan İran Türklüğü arasında
yaşanan bir sıkışmışlığın sonucu, birlikte yaşadıkları
bahtinan ve barzan Şâfiî aşiretlerinden de etkilenerek,
Şâfiî oldukları şeklinde izâh edilmektedir. Güney
Azerbaycanlı aydınların kanâatine göre Giresun boyunun
Anadolu'daki kesimi de birkaç yüz yıl evveline kadar
Alevî inançlı idi. Türkiye Çepnileri'nin bazı
kesimlerinin hâlâ Alevî inançlı oldukları görüşünün yanı
sıra, Çepniler'in eski Alevîler oldukları görüşünü
savunanlar da vardır.
Vilayet nameye göre
Kırşehirin Sulucukarahöyük köyüne gelen Hacı Bektaşi
Velinin ilk müritleri Çepni Türkmenleriymişler
.Çepnilerin önemli bir kısmı Türkmen Baba İshak
isyanlarına 1240 yıllarında katılmaları görüşü vardır ve
1277 yıllarında Sinopta yaşamışlar ve aynı yılda
Trabzon Rum imparatorluğu saldırısını önleyerek şehri
düşman eline bırakmamışlar ve onu mağlup etmişler. Daha
sonra Canik denilen ve sık ormanlık olan ve Giresuna
kadar uzanan yerleri yavaş yavaş fethetmişler.
Trabzon'un güney ve
batısındaki yörelere de Çepniler'in yerleştiğini
biliyoruz. İspanyol elçisi Clavijo, Trabzon'dan
Erzincan'a gelirken yolda Cepniler'e ait bir kale
görmüştü. Prof. Dr. Faruk Sümer, Trabzon Bölgesi
Çepnileri hakkında şu bilgileri vermektedir:
"Osmanlı coğrafyacılarından
Mehmet Aşık'ın XVI. yüzyılın sonlarında yazdığı
Menazirü'1evalim adlı eserinde Trabzon yöresinde yaşayan
Türk halkından önemli bir kısmının Çepniler'den
oluştuğu, yörenin batı ve güney tarafındaki dağların da
Çepni dağları adını taşıdığı yolunda bir kaydın
bulunduğu bilinmektedir. Tahrir defterlerinden
Çepniler'le ilgili mühim kayıtlar elde edilmektedir.
Çepniler'den bir bölük, Uzun
Hasan Bey zamanında Akkoyunlu hizmetine girmiştir. Bu
Çepniler'in başında İl-Aldı Bey bulunuyordu. Hasan
Bey'in 837 (1468-1469) yılında Bitlis'in fethine
gönderildiği emirler arasında İl-Aldı Bey de vardı. İl
Aldı Bey'in dirliğinin Doğuanadolu'da olduğu
anlaşılıyor. 883 (1478) yılında Yakup Bey,Uzun Hasan
Bey'in ölümünden sonra Akkoyunlu tahtına geçen ağabeyi
Sultan Halil'in üzerine yürüdüğü zaman İl-Aldı Bey de
ona katılmıştı. İki kardeş Hoy yakınındaki emirlerden
Bayındır Bey, İsfendiyar oğlu Kızıl Ahmet Bey ile
İl-Aldı Bey'i savaşın yapılacağı yeri seçmekle
görevlendirmişti. İl-Aldı Bey Çepnilerinin, Trabzon
bölgesi Çepnileri'nden olmaları kuvvetle ihtimaldir.
Büyük bir olasılıkla
o zamanlar İlaldı Bey İrandaki Küresünnilerin başında
olan kişiymiş.
Akkoyunluların halefi olan Safeviler'in
hizmetinde de Çepniler vardı. Yine Kanuni devrinde Doğu
Anadolu'da, hatta Irak'taki kalelerde gönüllü olarak
görev yapan
çokça Çepni bulunduğu
anlaşılıyor. Bunların çoğu Trabzon ve Canik
Çepnileri'nden idi. 975 (1567) yılında Bayburt
Alaybeyinin de Çepniler'den olduğunu biliyoruz(5)."
XVI.
yüzyılda Çepni Boyu'na bağlı oymaklar; Halep Türkmenleri,
Ulu-Yörükler, Dulkadirliler, Atçekenler, İran
Türkmenleri arasında ve Adana, Trabzon, Koçhisar (Şerefli),
Hamid Sancağı, Çorum ve Bozok'ta yaşıyorlardı.
1548
yıllarında kanuni Sultan Süleyman zamanında Van valisi
küresünnilerden birisiymiş ve aynı zamanda Urmiye valisi
de küresünnilerdenmiş.Küresünniler 1585 M ve 1568M yıllarında
Osmanlı Hükümdarı tarafından Safavilere yardımda
bulundukları için Van,Erciş ve Ahlat kalelerinden ihraç
edilmişler. Tohid Dilmegani Erciş kalesinin Küresünniler
tarafından Safavilere verilmesi kanaatindedir ama Alem
Araye Ebbasi kitabında ki Safavilerin en önemli tarih
yazısı sayılır, Erciş kalesinin kürtler tarafından
teslim edilmesi yazılmaktadır ve küresünnilerle ilgisi
yoktur. Küresünnilerin İranda (Güney Azerbaycanda)
3büyük ve müstahkem kaleleri vardır ki isimleri Köroğlu
kalesi,Kız kalesi ve Oğlan kalesi olarak adlanmaktadır.
Çepni
Oğuzları;İran,Türkiye ve dünyanın her bir tarafında
olabilirler ve asil Türkler olarak
tanımlanmaktadırlar.Bu boyu eğer mezhep olarak
gruplarsak tabii ki çeşitli gruplara ayrılacaklar ama
sadece Çepniler olarak düşünürsek büyük bir toplumdan
söz etmiş olacağız.
Çepnilerin bir
çoğu alevi veya Bektaşi ve bazıları Şiidirler. Ama bu
büyük kısmın Sünni olanlarına ve daha doğrusu Sünni
mezhebinde kalanlarına Küresünni diyoruz. Küresünniler
zaman zaman bazı problemlerden dolayı İrandan
(Azerbaycandan) Türkiyeden ve başka yerlerden göç
edenlerdir ki,bunlardan Simitgo kürt aşiretinin
zamanında zulümlerden dolayı bazılarının Türkiyeye
kaçtıklarını ve Vanda ikamet ettiklerini biliyoruz.
İran Küresünni bölgelerinde büyük savaşlar olduğunu da
biliyoruz ki bunlardan biri tarihte Şekeryazi savaşı
olarak geçmektedir.Bu zulümlere karşı Osmanlı hükümeti
İranda Küresünni köylerini ele geçirmiş ve 3 sene
Osmanlı hükümeti emrinde kalmış.
Bir başka
Küresünni aşiretinin Kastamonu ilinde oldukları
kanaatindeyiz.Çünkü 1925-1950 aralarında bir Küresünni
ağası yakınlarıyla birlikte Kastamonuya tebiid olmuşlar
ki,bu konuda Yeni Asya gazetesinde aynen böyle yazıyor;
Türkiye
1925-1950 yılları arası Cumhuriyet tarihinin insan
hakları ve fikri-hürriyet noktasında en kara günlerini
ve zulmetlerini yaşar. Abdullah Çayırlı ağabeyimizin
babası Emin Bey, Van ilinde, Farsça ve Kürtçe anlamı
sünnî oğulları olan Kuresunni aşiretinin ağasıdır.
İran sınırlarında Şiîlere karşı mücadele vermiş ve ülke
için çalışmış ve çalışan bir aşirettir. Fakat o günün
idare ve iradesi maalesef çeşitli kuşkular ve entrikalar
neticesinde bu zatı yakınları ile birlikte Kastamonuda
ikamete mecbur kılarlar. Evinde yüzlerce kişiye yemek
yediren zat, artık Kastamonuda çaycılığa başlar...

Bu
aşiretle ilgili fazla bilgimiz yoktur ve bilgileri
olanlardan bizimle paylaşmalarını rica ediyoruz.